Kayseri’de Sessiz Bir Akşam ve İçimde Büyüyen Soru
Sevgili Egim takipçileri, bugünkü yazımızda “Peygamberimiz komşularına nasıl davrandı” konusuna odaklanıyoruz.
Kayseri’de yaşıyorum. 25 yaşındayım ve çoğu akşamı odamda, pencereden dışarı bakarak geçiriyorum. Şehrin soğuğu bazen içime de işliyor gibi geliyor. Özellikle kış aylarında apartman boşluğundan gelen ayak sesleri bile bana bir şeyler düşündürüyor. İnsanların birbirine ne kadar yakın yaşayıp ne kadar uzak kaldığını fark ediyorum.
Geçen gün defterimi açtım. Uzun zamandır yazmıyordum. İçimde birikmiş bir şey vardı ama adını koyamıyordum. Sonra tek bir soru düştü zihnime:
“Bir insan komşusuna nasıl bu kadar güzel davranabilir?”
Bu soru beni alıp çok uzaklara götürdü. Sadece bugünlere değil, çok daha eski zamanlara… Ve orada bir hayatın içine düştüm. Muhammad’ın komşularıyla olan ilişkisini okudukça içimde hem bir sıcaklık hem de tuhaf bir mahcubiyet büyüdü.
Taş Duvarların Ardındaki İnsanlık
Düşünmeye başladığımda ilk aklıma gelen şey, benim apartmanım oldu. Yan dairede kim oturuyor bilmiyorum bile. Asansörde karşılaştığımızda göz göze gelmemeye çalışıyoruz. Bir “merhaba” bile bazen zor geliyor.
Ama eski zamanlarda bir evin duvarları arasında bambaşka bir anlayış varmış gibi hissettim. Peygamberimizin komşularıyla ilişkisi anlatıldıkça, içimde bir şey kırılıyor gibi oldu. Çünkü o ilişkilerde sadece görgü değil, bir kalp bağı var.
Bir gün okuduğum bir olay aklımdan çıkmıyor. Bir komşu vardı; sürekli rahatsız ediyordu. Kapının önüne çöp bırakıyor, kötü sözler söylüyordu. Bugün olsa çoğumuz ya polisi arar ya da kapıyı tamamen kapatırdık. Ama onun yaklaşımı farklıydı. Kötülüğe rağmen sabır vardı, öfkeye rağmen anlayış vardı.
Ben bunu okurken durdum. Gerçekten durdum. Çünkü kendi hayatımı düşündüm. Bir komşum biraz gürültü yaptığında içimden geçenleri hatırladım ve kendimden utandım.
Bir Sabahın İçinde Saklı Merhamet
O sabahı hayalimde canlandırıyorum. Güneş yeni doğuyor. Sokaklar sessiz. Ve bir kapının önünde çöpler duruyor. Her gün aynı şey.
Ben olsam ne yapardım? İçimden geçen ilk şey “artık yeter” olurdu. Ama o hikâyede öyle olmuyor.
Muhammad, hiçbir zaman bağırmıyor. Kızmıyor. Kin tutmuyor. Hatta bir gün o komşu rahatsız etmeyi bırakınca merak ediyor. “Bugün neden yok?” diye soruyor. O anda içimde bir şey kopuyor.
Benim zihnimde o an şöyle bir duygu yükseliyor: “Ben neden böyle olamıyorum?”
Bu bir suçluluk değil sadece. Daha çok bir eksiklik hissi. İçimde büyüyen bir boşluk gibi.
Komşuluk: Sadece Yakınlık Değil, Bir Sınav
Kayseri’de apartmanlar birbirine çok yakın. Ama insanlar uzak. Asansörde sessizlik, merdivenlerde acele, kapıların ardında kapalı dünyalar…
Ben bazen düşünüyorum: Eğer aynı binada yaşayan insanlar birbirini gerçekten tanısaydı, şehir nasıl olurdu?
Peygamberimizin komşularına yaklaşımını okurken şunu fark ettim: Komşuluk onun için bir sosyal ilişki değil, bir sorumluluktu. Hatta daha da ötesi, bir vicdan meselesiydi.
Bir gün bir komşusunun hasta olduğunu duyduğunda onu ziyaret ettiği anlatılır. Bu basit gibi görünüyor ama ben kendi hayatımda bunu ne kadar az yaptığımı düşündüm. Hastalanan birini öğrenince bile bazen sadece “geçmiş olsun” yazıp geçiyoruz.
İçimde bir hayal kırıklığı büyüdü. Ama bu kötü bir his değil. Daha çok “daha iyi olabilirim” hissi.
Gürültü, Sabır ve Sessiz Bir Ders
Bir başka sahne hayal ediyorum. Gece vakti. Evlerin ışıkları sönmüş. Bir komşu yine rahatsız edici davranışlar içinde.
Benim sabrım olsa olsa birkaç gün sürerdi. Sonra patlardım. Bunu biliyorum. Kendimi kandıramam.
Ama orada başka bir şey var. Sabır sadece beklemek değil, anlamaya çalışmak. Kötülüğe rağmen insanı tamamen silmemek.
Bu düşünce beni derinden etkiledi. Çünkü ben çoğu zaman insanları tek bir davranışla siliyorum. Bir hata, bir kırıcı söz… Ve bitti.
Ama onun yaklaşımında insanı silmek yok. İnsanı kazanmak var.
Bu düşünce içime ağır ama güzel bir yük gibi oturdu.
Bugüne Döndüğümde İçimde Kalan Soru
Defterime yazarken elim titrediğini fark ettim. Çünkü yazdıklarım sadece bir tarih bilgisi değil, bir aynaydı.
Kendi hayatıma baktım:
Komşuma ne kadar yakınım?
Birine gerçekten “iyi” davranmak benim için ne ifade ediyor?
Yoksa sadece yüzeysel bir nezaket mi yaşıyorum?
Bu sorular kolay değil. Hatta biraz rahatsız edici.
Ama belki de değişim böyle başlıyor. Rahatsızlıkla.
İçimde Büyüyen Sessiz Bir Utanç
Bir akşam apartman kapısının önünde bir komşuyla karşılaştım. Sadece “iyi akşamlar” dedik. O kadar. Ama o kısa an bile bana çok şey düşündürdü.
Eve çıktım, ışığı açtım ve uzun süre pencerenin önünde oturdum. Dışarıda Kayseri’nin soğuk rüzgârı vardı.
İçimde bir ses sürekli aynı şeyi söylüyordu: “Daha iyi olabilirdin.”
Ama bu ses yıkıcı değildi. Yavaşça inşa eden bir sesti.
Muhammad’ın komşularına davranışını düşündükçe, bu sesi daha net duymaya başladım. Çünkü orada bir ideal vardı. Ulaşılamaz gibi görünen ama yine de yön gösteren bir ideal.
Bir Günlük Sayfası Gibi Kalan Düşünceler
Defterime şunu yazdım o gece:
İnsan bazen en yakınındakine en uzak oluyor. Ve bazen en uzak zamandaki bir hayat, bugünü en çok değiştiriyor.
Bunu yazarken gözlerim doldu. Çünkü fark ettim ki mesele sadece komşu değil. Mesele insan olmak.
Komşuya iyi davranmak, aslında kendine iyi davranmanın da bir yolu gibi geliyor artık. İçindeki sertliği yumuşatmak, öfkeyi azaltmak, daha sakin bir kalp taşımak…
Egim olarak “Peygamberimiz komşularına nasıl davrandı” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!
Sonunda Kalan Sıcaklık
Şimdi bu satırları yazarken Kayseri yine soğuk. Pencerenin kenarında buğu var. Ama içimde garip bir sıcaklık hissediyorum.
Çünkü bazı hikâyeler sadece anlatılmaz, insanın içine yerleşir.
Komşuluk artık benim için sadece yan dairede oturan insanlar değil. Bir duruş, bir ahlak, bir sabır biçimi.
Ve her düşündüğümde şunu fark ediyorum: İnsan değişmek istiyorsa önce kalbine bakmalı.